Liberal
Klasik Liberalizm: Özgürlük, Barış, Adalet

Ayyüce Dalkılıç  
Gazi Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğrencisi

 

Giriş:

Şüphesiz dünya siyasi tarihinde birçok gelgitler yaşanmıştır. Kimi zaman monarkların ya da günün baskıcı gruplarının karşısında özgürlük uğruna mücadeleler verilmiş, kimi zaman devletlerarası girişilen savaşların sonucunda kolektivist, merkezden planlamacı, tek tipleştirici sistemler revaçta olmuş, sonrasında ise tekrar özgürlüklerin ve bireylerin önemi anlaşılmış ve hâlâ da bu tarih gelgitleriyle devam etmektedir. Bugünün dünyasında geçmişte olduğu gibi yine dünyanın çeştili yerlerinde yükselen otoriterlik tartışılmakta ve bu tartışmalar yürütülürken demokratik bir yönetime ve barışçı, müreffeh bir dünyaya giden yolları açıklamada kullanılan fikri zemin çoğunlukla, temelleri 17. yüzyılda atılmış olan liberal değerlerdir. Bugün Daron Acemoğlu’nun Ulusların Zenginliği isimli eserinde “kapsayıcı kurumlar” diyerek ifade ettiği şey de kuşkusuz liberal ilkelerin varlığı ile sağlanabilir. Çünkü liberalizm denildiğinde özel mülkiyet hakları, engelsiz bir piyasa ekonomisi, bu ekonomi içinde hukukun üstünlüğü ilkesiyle sağlanan adil yarışma hakkı, ifade ve basın özgürlüğü, insan hakları ve bütün bunların anayasal sistem ile garanti altına alınmasını savunan bir siyasi ideoloji akla gelir. Özelinde klasik liberalizm bireysel özgürlüğün ve sınırlı devletin, insanların özgür bir toplum oluşturabilmesi için en iyi yol olduğunu savunur. Her ne kadar kendi içerisinde yol ayrımları yaşamış, sosyal liberalizm, anarko-kapitalizm gibi çeşitli fraksiyonlara bölünmüş olsa da bizim bu makalede ele alacağımız fraksiyon klasik liberalizm olacaktır. Kanaatimce klasik liberalizm bu iki fraksiyonun tam ortasında durur. Ne sosyal liberalizm gibi devleti sosyal dengesizliği gidermeye davet eder ne de anarko-kapitalizm gibi devleti tamamen bir kötülük olarak görüp dışlar. Neden böyle olduğu sorusunun cevabını almak için klasik liberalizmin unsurlarına daha yakından bakmamız icab eder.

I. Klasik Liberalizmin Unsurları

A- Birey:

Klasik liberalizm bireyi esas alan bu çerçevede kural ve kurumlar geliştiren, daha doğrusu evrim süreci içinde kendiliğinden gelişen kuralları ve kurumları bireysel insan gerçekliği çerçevesinde açıklamaya çalışan bir sosyal teoridir1. Birey toplumun en küçük parçasıdır ve toplumdaki kurum ve yapıların esasını oluşturur. Toplumdan önce varolmuştur ve tabii haklara sahiptir. Bu anlamda liberalizm metadolojik olarak bireycidir. Birey daima grubun üstünde tutulur ve ona bütün kolektif yapılardan daha fazla değer verilir. Kant’ın da dediği gibi her birey kendi başına bir amaçtır ve asla bir araç olarak görülemez, kullanılamaz. Bu yüzden birey başka bir birey, grup yahut kolektif idealler uğruna kullanılabilecek bir varlık değildir. Liberalizm de “uğruna”sız bir düşünce sistemidir. Bireyin özgürlüğe ulaşması ve kendi becerilerini, yeteneklerini serbestçe ortaya koyabileceği bir toplum içinde yaşaması esas hedeftir.

Liberalizmde bireyin önemli olması, bu düşünce sisteminin “toplumsal iyi”nin ne olduğu ile ilgili yaklaşımıdır. Toplumsal iyi muğlak bir kavramdır ve bir kolektif grubun belirleyebileceği bir şey ise hiç değildir. Çünkü klasik liberalizm bireyin birincil öneme sahip olduğu bir toplumda, her bireyin kendi çıkarının toplam faydasının toplumsal iyiyi kendiliğinden yaratacağına inanır. Bu bireysel temel tarihsel gelişim süreci içerisinde liberalizmi plüralizme götürmüştür. Plüralizm yani çoğulculuk, bir bireyin yahut grubun başka bireyleri kendi düşüncesine, amaçlarına göre bastıramayacağını garanti altına almak ister. Bu noktada liberalizmin, şüphecilik ve rölativizmden farkını ortaya koymalıyız. Şüphecilik, doğru olanın ne olduğunun bulunamayacağını bu sebepten de devletin kendi “doğru”sunu bireylere dayatamayacağını savunurken, rölativizm de doğrunun kişiden kişiye değişeceğini, bu yüzden de bir kişi ya da kesim tarafından doğru olan şeyin dayatılmayacağını savunur. Bu iki fikir de temelinde farklılıkların varolabileceğine ve doğru olanın ne olduğunun kişiden kişiye değişeceği temeline dayanır. Oysa klasik liberalizm, toplumdaki tüm bireyler aynı düşünse, aynı doğruya inansa bile kolektif anlamda doğru olanın belirlenmesine karşı çıkar. Çünkü bu bugün değilse de ileride ortaya çıkabilcek farklı fikirlere ve zenginliklere engel teşkil edecek, onları doğmadan öldürecektir. Klasik liberalizm kısaca bireyin toplumda öncel olmasının en önemli yolunun her türlü zorbalık ve baskı türünden korunması olduğunu savunur.

B- Özgürlük:

Özgürlük, liberal düşünürlerin birey kadar önem atfettiği bir başka değerdir. Klasik liberalizm aynı zamanda bir özgürlük teorisidir.2 Özgürlük anlayışı negatif özgürlük ve pozitif özgürlük olarak ayrılmaktadır. Lİberal fikirler içerisinde sosyal liberalizmin pozitif özgürlük anlayışını savunduğunu, klasik liberalizmin ise negatif özgürlük anlayışını savunduğunu ifade edebiliriz. Negatif özgürlük anlayışına göre toplumda “bir birey, davranışlarına, hareketlerine diğerleri tarafından müdahale edilmediği ölçüde özgürdür.”3 Elbette bu müdahalesizlik ya da davranış ve hareket özgürlüğü, bireyin kötü davranışları ve hareketleri de icra edebileceği anlamına gelmiyor. Bu noktada klasik liberalizmin kastettiği şey bireyin toplumsal hayatı içerisinde başka bireylere zarar vermeyecek şekilde kendi fikirlerini harekete geçirebilmesi, uygulayabilmesi ve bu fikirlerinin doğruluğunu ya da yanlışlığını kendisinin deneyerek görme yollarının açık olmasıdır. Klasik liberalizmin merkezden planlamacılığa, politik doğruculuğa karşı olmasının en önemli sebebi budur.

John Stuart Mill, Özgürlük Üstüne ve Seçme Yazılar isimli kitabında özgürlüğü şöyle tanımlamıştır: “Özgürlük denemeye layık biricik özgürlük başkalarını mutluluklarından yoksun bırakmaya ya da onların mutluluğa ulaşma çabalarına engel olmaya kalkışmadığımız sürece, kendi iyiliğimizi kendi bildiğimiz yolda aramak özgürlüğüdür.4 Yine aynı kitabında 3 temel özgürlüğü; vicdan özgürlüğü, beğenilerde ve uğraşılarda özgürlük ve başkalarına zararlı olmayan herhangi bir amaç için birleşmek özgürlüğü olarak saymış ve bu özgürlüklere tümü ile saygı göstermeyen toplumların tam anlamıyla özgür olamayacağının altını çizmiştir. “İnsanlık, birbirlerinin kendi bildiği gibi yaşamasını hoşgörüyle karşılamakla, her bireyi başkalarına hoş gelecek şekilde yaşamaya zorlamakla olduğundan daha kazançlı çıkar.”5 

İfade özgürlüğü, hoşgörü, hukukun üstünlüğü gibi kavramların hepsi özgürlüğü sağlama temelinde ortaya çıkmıştır. Bireyin herhangi bir baskıya maruz kalmadan fikirlerini ifade edebilmesi, o fikir yanlış ise de özgür tartıışma ortamı sağlandığında karşısındaki doğru olan fikrin gücünü perçinler, doğru ise de toplumadaki bireylere yeni ufuklar açar ve fikri zenginleşmeyi sağlar. Kolektif bir grubun tek bir fikri zorla uygulaması o fikir doğru bile olsa bireyleri bunun doğruluğuna zorlama/cebir yoluyla ikna edemez ancak ve ancak özgür tartışma zemininde karşısındaki fikirlerle çarpışarak doğruluğunu kanıtlar ve ikna edicilik kazanır. Bir fikir; yanlış ise de doğru ise de, özgürce ifade edilerek ve siyasal hayatın içerisinde tartışılarak anlaşılmalıdır. Bu yüzden her birey diğer bireyin fikirlerine hoşgörü ile yaklaşmalı, ona kendini ifade etme imkânını vermelidir. Eğer birey bunu kendisi yapmıyorsa burada hukuk devreye girer ve karşılıklı olarak bireylerin haklarını korur.

C- Sınırlandırılmış Devlet:

Devletin sosyal hayata müdahalesini meşru görmeyen klasik liberalizm, devleti yukarıda anlattıklarımız dolayısıyla tamamen dışlamaz, hukukun uygulanması ve bireyler arasında barışçıl çözümün tesis edilmesi için minimal anlamda onu gerekli görür. John Locke’un ifade ettiği gibi devletler kişiler tarafından şu amaçla kurulur: “Hayatlarının, Özgürlüklerinin ve Mallarının, ki genel isimle Mülkiyet olarak adlandırıyorum, karşılıklı Korunması için. Bu yüzden insanların Commonwealthlerde birleşmesinin ve kendilerini devlet iradesinin altına koymalarının büyük ve ana hedefi onların mülkiyetinin korunmasıdır.”6

Bireyler arasında hakların karşılıklı olarak savunulması, zorbalığın önlenmesi amacıyla devlet gerçeği kabul edilmişse de, devletin zorbalığını önlemek bireylerinkine nazaran çok daha zor olduğu için liberal düşünürler devletin nasıl minimalleştirileceği ve bireyin güvenli, huzur ve barış içinde maksimum özgürlüklerle yaşabileceğine kafa yormuşlardır. Bu noktada sosyal sözleşme teorisine göre bireyler toplumdaki herkesin hakkını tarafsız şekilde koruyacak devlet organizasyonunu inşa etmiş, ancak bu güçlü organizasyonun kendi tabii haklarını ihlal etmemesi için onun meşruluk kaynağının bu hakları korumak ve bu hakları ihlal etmemek olduğunu belirtmişler, devleti anayasal sistemle yazılı hukuka bağlamışlardır.

Devletin yegâne varoluş sebebi bireylerin tabii haklarını korumaktır, doğru olanın ne olduğunu belirlemek ve bunu cebren uygulamak bireyin haklarını ihlal etmek demektir. Hiçbir güç birey için doğru olan şeyin ne olduğunu belirleyemez. Kant’a göre politikanın özü erdem ve mutluluk değildir, insanların karşılıklı dışsal ilişkilerine hürriyettir.7

Klasik liberal yazarlar bütün bu kısıtlamaların yanında devletin görevlerini kısaca şöyle ifade ederler: Adalet, iç güvenlik ve ulusal savunma. Bunların hepsi de bireylerin barış içinde yaşaması içindir.

D- Serbest Piyasa Ekonomisi:

Klasik liberalizmin savunduğu görüşlerden bir diğeri de serbest piyasa ekonomisidir. “Piyasa uzun bir evrim sürecinin ürünüdür. İnsanın eylemlerini, çevresinin değiştiremeyeceği şartlarına en iyi şekilde uydurma yolundaki gayretlerinin sonucudur.”8 Klasik liberal düşünürlere göre piyasa doğal dengesinde öyle bir işleyişe sahiptir ki devlet bunu planlamak istese de planlayamayacaktır. Çünkü piyasa kendi içerisinde dengesini bulur. Bu serbest piyasa ekonomisinde krizlerin ya da dalgalanmaların olmayacağı anlamına gelmez ancak piyasa bunu kendisi aşacaktır.

Adam Smith’in temellerini attığı bu fikir, serbest piyasayı sadece ekonominin işleyişi için değil aynı zamanda bireysel özgürlüklerin korunmasında önemli bir ilke olarak gördüğü için de klasik liberal düşünürler tarafından savunulmaktadır. Serbest piyasanın olmadığı yerde merkezden planlamanın varlığı söz konusudur. Bu durumda da devlet kendisine tanınan sınırın dışına çıkmış ve bireylerin hür teşebbüşte bulunma hakkını engellemiş ya da en azından yönlendirerek bireysel haklarına müdahalede bulunmuş olmaktadır. Mülkiyet hakkı özgürlüklerin korunmasında sahip olunan önemli bireysel haklardan birisidir. Beraberinde hür teşebbüs hakkını, adil yarışma hakkını, sözleşme yapma hakkını getirir ve bu mülkiyet üzerinde karar verici iradeyi birey olarak konumlandırmanın başında gelir. Serbest piyasanın ve mülkiyet haklarının tam anlamıyla olmadığı yönetimlerde karar verici irade birey adına devlet olacaktır. Oysa liberalizmin en başta karşı çıktığı esas budur.

Sonuç:

Özgürlük, sınırlı devlet, serbest piyasa ekonomisi gibi anlattığımız bütün bu ilkeler ve hakların temelinde birey gelir ve her biri, bireyin daha özgür bir toplumda yaşamasını sağlamak için klasik liberal düşünürlerin tarihsel süreç içerisinde tecrübe ederek ortaya koydukları değerlerdir. Saydığımız hiçbir ilke bireyden bağımsız düşünülemez. Hepsi birey temelinde ve birey için inşa edilmiştir. Liberalizm farklı ahlâkî standartların nasıl bir arada var olabileceğinin bir anlatımıdır, yoksa bütün toplulukların/grupların uyması gereken esasa ilişkin ahlâkî kanaatler manzumesi değildir.9

Bütün bu ilkelerden çıkarılacak nihai sonuç klasik liberal düşüncenin insan doğasını evrimsel bir süreç içinde geliştiğini kabul eden, bütün bu dünya işleyişinin kendiliğinden doğduğuna inanmış, bu sebepten de her türlü planlamacılığın karşısında, bireyi en temel değer olarak kabul etmiş, bir ideoloji olduğudur. Frederich von Hayek’in de dediği gibi: “Devleti cehennem haline getiren şey, insanın onu “cennet” haline getirmeye kalkışmasıdır

Kaynaklar:

1-Yayla, Atilla, Liberal Bakışlar, syf. 144, 4. Baskı, Profil Yayıncılık, 2014, İstanbul

2-Yayla, Atilla, Liberal Bakışlar, syf. 152, 4. Baskı, Profil Yayıncılık, 2014, İstanbul

3-Yayla, Atilla, Liberal Bakışlar, syf. 153, 4. Baskı, Profil Yayıncılık, 2014, İstanbul

4-Mill, John Stuart, Özgürlük Üstüne ve Seçme Yazılar, syf. 27, 4. Baskı, Belge Yayınları, 2014, İstanbul

5-Mill, John Stuart, Özgürlük Üstüne ve Seçme Yazılar, syf. 27, 4. Baskı, Belge Yayınları, 2014, İstanbul

6-Ed, Yayla, Atilla, Hangi Liberalizm, syf. 154, 1. Baskı, Liberte Yayınları, 2013, Ankara

7-Yayla, Atilla, Liberal Bakışlar, syf. 179, 4. Baskı, Profil Yayıncılık, 2014, İstanbul

8-Yayla, Atilla, Liberal Bakışlar, syf. 174, 4. Baskı, Profil Yayıncılık, 2014, İstanbul

9-Ed, Uslu Cennet, Liberalizm El Kitabı, syf. 76, 2. Baskı, Liberte Yayınları, 2017, Ankara

Yararlanılan Kaynaklar:

Liberalizm El Kitabı - Cennet Uslu

Aydınlanma, Modenlik ve Liberalizm - Mustafa Erdoğan

Liberal Bakışlar - Atilla Yayla

Demokratik YÖnetim Üzerine Düşünceler - John Stuart Mill

Özgürlük Üstüne ve Seçme Yazılar - John Stuart Mill

Ulusların Düşüşü - Daron Acemoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

   

 

Liberal Düşünce Topluluğu GMK Bulvarı No: 108 / 17 Maltepe, 06570 Ankara, Türkiye, T: + (+90) 312 2316069 – 231 1185, F: + (+90) 312 2308003, info[at]liberal.org.tr
İşbu sitenin tüm hakları saklıdır.Web sitesi içerisindeki resimler, yazılar kaynak gösterilse dahi, izin alınmadan başka web sitelerine, ticari yayınlara aktarılamaz, kopyalanamaz, internet ve web ortamında ya da başka biçimde alenileştirilemez, basılıp çoğaltılamaz. © 2013
Web Tasarım
Sayfa başı