Liberal
Klasik Liberalizm ve Taşıyıcı Kavramları

Müşerref Merve Şahin
Ankara Hacı Bayram Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğrencisi 

 

Liberalizm, detaylı olarak bakıldığında kökenleri 16. yy’a dayanan bir özgürlük hareketidir. Latince libertas sözcüğünden gelen liberty, hürriyet, özgürlük ve serbestiyet manalarında kullanılır. Uygun koşulların ortaya çıkmasıyla 18. yy. da olgunlaşmaya başlayan liberalizm, fikir çerçevesini öncelikli olarak birey üzerine temellendirir. Bu koşullar arasında muhakkak endüstriyelleşmenin önemi büyüktür.  Sosyal mobilizasyon ve mülkiyet edinme imkanının yaygınlaşmasıyla özgürlük fikri daha da önem kazanmıştır.

Klasik liberalizmi anlayabilmek için ilk olarak bu fikrin yol göstericileri olan Antik Yunan filozoflarının görüşlerine bakmak gerekir. Örneğin M.Ö. 5. yüzyılda sofistler, bir toplumsal varlık olarak insanı ilgilendiren hemen hemen her konu hakkında(örf ve adetler, yasalar, ahlak, dil, din vb.) görüşler ileri sürmüştür. Bu bağlamda fikir özgürlüğünün ilk kırıntılarını orada görmek mümkündür. Yine benzer şekilde Sokrates bir insan olarak bireye değer vermiş, onu statüsünden bağımsız olarak değerlendirmiştir. Ve lâkin bu değerin bir karşılığı olarak ona özgürlüğünün sorumluluğunu yüklemiştir. Ortaçağda ise Aquinalı Thomas ve İbn-i Haldun’un fikirleri klasik liberalizmin ilkelerini çağrıştırır. Zira batı düşüncesinde Aquinalı Thomas özgürlüğün güvence altına alınması ve devletin yetkilerinin sınırlandırılması konusunu işleyen ve gündeme getiren ilk düşünürlerdendir.  

Her ne kadar liberalizm literatüründe hatırı sayılır bir yer edinememiş olsa da 16. yüzyıldaki Ejderha (Leviathan) adlı eseriyle Thomas Hobbes, insanın doğası itibariyle tamahkâr olmadığını ifade eder. Bu noktadan yola çıkan Hobbes bireyin elde ettiği mülkiyete ilişkin hakların düzenlenmesi, denetlenmesi ve güvence altına alınmasında devletin hayati rolüne oldukça önem vermiştir. Nitekim onun temellerini attığı bu düşünce akımı siyasi ve ekonomik olarak iki yönlü olup ileride bir bütün halinde klasik liberalizmi oluşturacaktır.

Bu makalede, klasik liberalizmin yapıtaşları olarak kabul edebileceğimiz “birey” ve “hak” kavramlarını, daha çok felsefe disiplininde kullanılan “taşıyıcı kavramlar” aracılığıyla temellendirmeye çalışacağız. Fakat öncesinde taşıyıcı kavramı imgelemek faydalı olacaktır: Eğer bir binayı liberalizm ideolojisine benzetecek olursak binanın temelindeki demirler bireyi konu edinen filozofları temsil ederken, binanın yükünü taşıyan kolonlar, taşıyıcı kavramlara benzetilebilir. Klasik liberalizmin taşıyıcı kavramı birey iken, bireyin haklarının taşıyıcı kavramı ise mülkiyettir.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi klasik liberalizm, özü itibariyle bireyi esas alan, bireyin siyasal ve ekonomik haklarını koruma bilinciyle ortaya çıkmış ve buna uygun olarak devletin ediminin(eylem yetkisi) azaltılmasını savunan bir dünya görüşüdür. Birey sözcüğü etimolojik olarak incelendiğinde, Yunanca kökü “bölünemez şey” anlamına gelen atomon sözcüğüne uygun olarak, türleri meydana getiren teklikleri, ifade eder.1

Sözcüğün yukarıda bahsettiğimiz anlamına ilişkin özelliklerini göz önünde bulundurursak, birey aslında kendi özünde bir taşıyıcı kavramdır. Toplumun, devletin ve sosyolojik açıdan diğer bazı ideolojilerin de üzerine bina edildiği kolonlar gibidir. Klasik liberalizm, toplumu ve devleti bireye dayandırmış ve kanunların bireyin (insanın) doğasına uygun bir şekilde temellendirilmesinde etkili olmuştur. Temelinde bu bireylerin oluşturduğu topluma düzen getirmek amacıyla kurulan devlet, bireylerin birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenlemek için bir takım kurumlar inşa etmiştir.

Bahsi geçen kurumların başında hukukun geldiğini ve hukukun kurallı yapısının devlete egemen olduğunu(hukukun üstünlüğü) ifade edebiliriz. Bu bağlamda taşıyıcı kavramımız olarak birey toplumdan önce geldiği için hakları da toplumun haklarından önce gelmelidir.  Birçok liberal filozofun da belirttiği gibi, toplumun gelişmesinin önkoşulu, bireylerin mutluluğu, serbestçe yaşayabilmesi ve kendilerince uygun gördüğü biçimde gelişmeleridir. Diğer bir yandan “… devletin biricik amacı insanların mutluluğu olduğuna göre, bu mutluluğun mantıksal, ahlâki ve eşyanın doğasına uygun olmak açısından tek temel dayanağı insanların rızasıdır.”2 Birey bütün doğalıyla yalnızca bireyci bir toplumda gelişebilir. Bireyci toplumda, bireyin gelişmesinin önünde engeller yoktur. Engel, yalnızca ve yalnızca kendisidir. Yani klasik liberalizm bireyi özgür bıraktığı ölçüde ona sorumluluk da yükler.

Devlet, liberalizmde, bireyin kendini gerçekleştirmesi, mutluluk ve refahını sağlaması adına gerekli gördüğü bir araçtır.3 Bu aracın dayandığı ilkeleri(anayasa ve yasa) ise, benimsediği hukuk anlayışı belirler. Doğal hukuk insan haklarını baz alacak şekilde oluşturulur. İnsan hakları klasik liberalizmde doğal haklar ve pozitif haklar olarak iki başlık altında incelenebilir. Doğal haklar(justitia naturalis), insanların doğuştan sahip olduğu haklardır. Bu haklara sahip olmak için insan olmak yeterlidir. Klasik liberalizmin ilk ayağını oluşturan Locke, Hükümet Üzerine İki İnceleme (Two Essays on Government) adlı eserinde, toplum içinde yaşayan bireylerin bazı doğal haklara sahip olduğundan söz eder.  Bu hakları yaşam, özgürlük ve mülkiyet hakları olarak üç açıdan ele alan Locke, doğal hakların güvence altına alınabilmesi içinde devletin varlığının zorunluluğuna vurgu yapar.

Detaylandıracak olursak Locke’a göre ilk ve en temel hak hayat (yaşam) hakkıdır. Özgürlük ve mülkiyet hakları da hayat hakkından türemektedir.Hayat hakkı, insanların yaşamlarını idame ettirebilmeleri için bazı ihtiyaçlarını karşılamalarını ifade eder. İhtiyaç hiyerarşisinin en temelinde karnını doyurma(yemek yeme ya da beslenme) bulunurken, bunu barınma ve korunma ihtiyaçları izler. Birey bu ihtiyaç hiyerarşisini karşılayabilmek için özgür olmalıdır. Locke, doğal haklar( hayat, özgürlük, mülkiyet) öğretisine topluca ‘’mülkiyet’’ adını vermiştir.

Locke’tan önce mülkiyet, devletin bir yapı taşı olarak ele alınmıştır. Locke ise bu kavramı, haklar felsefesinin temeline koyup, devletin “mülkiyetin korunmasından başka bir amacı olamayacağını” belirtmiştir.5 Bu bağlamda mülkiyeti “insan vücudunun bir uzantısı sayar”.6 Mülkiyet ve mülkiyet hakkı, insanın apriorisidir(önceden bilinen bilgi).7 Dolayısıyla bireyin, doğar doğmaz, her şeyden önce sahip olduğu bir haktır. Mülkiyetten ilk söz ettiğimiz yer ise bireyin bedenidir.8 Bireyin beden mülkünü geliştirmesi ve istediği şekilde özgürce kullanabilmesi hakkı, barınma, çalışma, serbest dolaşım gibi diğer haklara da temel sağlar. İnsanın üretim koşullarıyla hukuksal ilişkisini ve mülk sahibinin burjuva hukukuna göre herhangi bir şey üzerinde satılık ve kesin egemenliğini dile getiren Arapça “mülkiyet” ya da “milkiyet” sözcüğü, iyelik işleviyle özdeşleştirilmiştir. Burjuva hukukuna göre bireyin bir şey üzerindeki kullanma, yararlanma ve tasarruf etme(satma, kiralama, hibe etme, yok etme vb.) hakkını dile getirir.9 Mülkiyet olmadan herhangi bir hakka sahip olduğumuzu iddia edemeyiz. Bu sebeple taşıyıcı kavramlarımızdan biri olan mülkiyet, yaşama ve özgürlük gibi hakları barındırmakla beraber, doğal hukuka da zemin hazırlamıştır. Temelleri Antik Yunan’a dayanan doğal hukuk, insanın doğuştan sahip olduğu (getirdiği) hakların korunması için ortaya çıkar.10 “Kant’a göre ise hukuk, bireyin özgürlüklerini uyumlaştırma aracıdır.”11

Klasik liberallerden ikincisi olarak kabul edilen David Hume aslında oldukça geniş yelpazede eserler vermesine rağmen fikriyatının genişliği, onun siyaset felsefesindeki önemli yerini ikinci plana atmamıştır. İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme adlı eserinde özellikle üzerinde durduğu nosyonlardan biri düzen anlayışıdır.12 Hume düşüncesinin temelinde her bireyin bir topluma doğduğunu ve içine doğduğu toplumun var olan düzenine uyum sağladığını savunur. Klasik liberalizmin kabullerinden biri olacak “kendiliğinden doğan düzen” savını ilk dile getirenlerden biri olmuştur. Yani düzen bilinecek değil bilincinde olunacak bir şeydir.13 Hume’a göre düzen ve bu düzenden doğan devlet ile hukuk, piyasa vb. kurumlar aklın tasarımı vasıtasıyla vücut bulmamış, bireylerin birbirleriyle ve toplumla oluşturduğu içsel dinamiklerin neticesi olarak ortaya çıkmıştır. Buna bağlı olarak doğal hukuk anlayışı itibariyle Hume, Locke’tan ayrılır. Türkan’ın da belirttiği gibi Hume “insan deneyiminden bağımsız genel geçer türe kuralları olamayacağı argümanından hareketle tüm insanlar için geçerli olacak doğal hukuk kurallarının da olamayacağını belirtir”.14 Dolayısıyla sosyal sözleşme nosyonuna da olumlu bakmaz. Sözleşme kavramı iki parti arasında yapılan bilinçli tercihlere işaret edeceğinden bu kavram, Hume’un “kendiliğindenlik” anlayışına ters düşer. Ancak düzenin mekanizması güncellenebilir olsa da düzenin varlığı inkâr edilemezdir. Klasik liberallerin genelinde olduğu gibi Hume için de bir bireyin ya da zümrenin doğruları başka birey ya da zümrelere dayatılamaz. Onları bağlayacak kurallar ancak ve ancak onların düzen anlayışı içerisinde oluşacaktır.                    

Klasik liberalizmin serbest piyasa ekonomisi alanında önemli olan Adam Smith, kendiliğinden oluşan düzen fikrini daha somut bir şekilde ifade etmiş olup onu bir adım daha ileri taşımıştır. O, özgür bir toplumun ekonomisinin serbest piyasaya dayalı olmasını gerektiğini belirtmiş ve bunu yadsınamaz biçimde gerekçelendirmiştir. Ekonomide piyasanın kendiliğinden oluştuğunu ve bireylerin kendi menfaati için alışveriş(ticaret) yaptığını ve bunun sonucunda da herkesin(alıcı, satıcı, aracı) kazandığını iddia etmektedir.

Ticaret ilişkileri birçok toplumsal ve kültürel etkilere yol açsa da, ticaret yapan kimseler tanışık olmak zorunda değildir.15 Herkesin kendi menfaati peşinde koşması toplumu kendiliğinden kalkındırır ve ekonominin güçlenmesine katkıda bulunur. Bu şekilde bakıldığında ekonomide devletin müdahalesine gerek olmadığı da ortaya çıkacaktır. İşte bunu dile getirmek için Smith “görünmez el” kavramını ortaya atmıştır. Görüş, iktisadi düzenin, arz, talep, üretim ve tüketim miktarının bireylerin serbest seçimleri sonucu dengeleneceğini ve herkes kendi menfaati için çabalasa bile bunun son kertede toplumsal refahı ve mutluluğu yükselteceğini savunur. Bu öyle otonom bir sistemdir ki, gerektiği gibi işletilmesi halinde, en iyilerin başta olmasına ihtiyaç duymayıp, en kötülerin başta olması halinde bile en az zararı getirebilecek niteliktedir.16 Yani Smith’in tasarladığı sistemde kişilerin değil, sistemin öncüllüğü söz konusudur.

Sonuç olarak, bugün etkilerini büyük ölçüde gördüğümüz klasik liberalizmin şekillenmesinde üç düşünürün etkisi muazzam olmuştur.  Locke, daha çok siyasi liberalizmin üzerinde durarak,  insanların tabiatı gereği doğuştan sahip olduğu haklara ve mülkiyet hakları adını verdiği bu hakların doğal hukuku doğurduğuna işaret etmiş, doğal haklar gibi doğal hukuku da insan tasarısı olmayan, kendiliğinden var olan bir sistem olarak görmüştür.  Bireyin özgürlüğü bir kurum olan hukukla güvence altına alınır. Locke için hukukun taşıyıcı kavramı mülkiyettir. Buna karşın, Hume ve Smith ekonomik liberalizme daha çok yönelmiş ve daha somut argümanlar üretmiştir. Mülkiyet, piyasa, pazar vb. mekanizmaların kendiliğinden oluştuğunu ve bunun için herhangi bir kuruma veya kurala gerek olmadığını vurgulayarak, düzenin doğada mündemiç olarak var olduğunu ve sonradan kurulmadığını ifade etmiştir. Görüldüğü üzere üç klasik liberalin de felsefesinin altında birey ve mülkiyet taşıyıcı kavramları yatar. Dönemin ihtiyacına göre bunlardan bazen biri bazen de ikisine vurgu yapılmıştır ancak genel olarak baktığımızda birbirinden ayrılamayacak bu iki kavram liberal düşüncenin başlangıç noktasıdır.

Dipnot

1 Felsefe Ansiklopedisi-kavramlar ve akımlar, Orhan Hançerlioğlu, 1.cilt( İstanbul, Remzi Kitapevi Yayınları, 1976) "birey” maddesi.

Bireyin teklikleri meydana getirmesi, onu yalnızca toplumun en küçük yapı taşı yapmaz. Onun tekliği aynı zamanda biricikliğine ve biricikliğinde içkin, herhangi bir değerlendirmeye tabi tutulamayacak değerine de işaret eder. Bireyler kendiliğinden değerli ve eşsiz olduğundan, onların haklarını koruyacak yasalar da bu hususu gözden kaçırmamalıdır. Bu sebeple, liberalizm bireyin özgürlüğüne ve özgünlüğüne dokunulmaması ilkesine tam olarak bağlıdır. Bu konuyla yakından ilişkili olarak Karl Popper, Açık Toplum ve Düşmanları (syf. 38-39) adlı eserinde totaliter zihniyetin toptancı toplum mühendisliğine karşı kademeli toplum mühendisliğini savunur. İlki bireylerin biricikliğini yok sayıp kökten ve toplum çapında sonuçlar elde etmeyi amaçlarken ikincisi deneme-yanılmaya, eleştirilmeye ve akıl ışığında düzenlenmeye daha elverişlidir. 

2 Nigel Ashford, Özgür Toplumun İlkeleri, çev. ,Can Madenci (Ankara: Liberte yayınları, 2015)29.

Devletin bir araçtan çok engelleyici ve baskı altına alıcı bir kurum olduğunu ve kaldırılması gerektiğini savunan farklı görüşler de vardır. Bkz. Robert Nozick, Anarşi, Devlet ve Ütopya

 

Rothbard Devletin Anatomisi’nde devletin elindeki erki nasıl muhafaza ettiğini ve isterse bunu ne şekillerde suistimal edebileceğini anlatır. Detaylı bilgi için bkz. Rothbard Murray N. Devletin Anatomisi.
Devlet faaliyetinin sınırları olması gerektiğini savunan kişilerden biri de Alman filozof Wilhelm von Humboldt’dur. Detaylı bilgi için bkz. Wilhelm von Humboldt, Devlet Faaliyetinin Sınırları

4 Atilla Yayla, Liberal Bakışlar (İstanbul, Profil Yayıncılık,2014) 86.

5 Birdal, M . "Locke'un Mülkiyet Teorisi ve Marksist Eleştirisi: Mülkiyet Hakkı ve Bireysel Özgürlükler Üzerinden Locke ve Marx Karşılaştırması". İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mecmuası 57 (2012 ): 39-61.

 

6 Felsefe Ansiklopedisi-kavramlar ve akımlar, Orhan Hançerlioğlu (İstanbul, Remzi Kitapevi Yayınları, 1978) “mülkiyet” maddesi.

7 Daha fazla bilgi için bkz; Atilla Yayla, liberal bakışlar (istanbul, Profil Yayıncılık,2014)88.

8 Günümüzde Türk Medeni Kanunu'nun 683. Maddesi’nde Locke’un öngördüğü mülkiyet hakkı hala önemini korumaktadır:

Madde 683: "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir."

9 Felsefe Ansiklopedisi-kavramlar ve akımlar, Orhan Hançerlioğlu (İstanbul, Remzi Kitapevi Yayınları, 1978) “mülkiyet” maddesi.

10 Hak kavramı hukuka ve hakikat kavramlarına zemin oluştururken bireyin hakları hakikatten, yani bireyin kendi doğasından yansımaktadır. Hukuk da bu bireyin gerçekliğini(hakikatını) korumak üzere oluşturulan bir kurum olarak,  bireyin hakikatini temel almıştır.   

11 Atilla Yayla, Siyaset Bilimi (Ankara, Adres Yayınları, 2016)313-314

12 David Hume, İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme, Çev. Ergün Baylan (Ankara: Bilgesu Yayınları,2009)

İlkel ve barbar toplumlar olarak adlandırılan toplumlarda dahi bir düzen söz konusudur. Örneğin kadının evde çocuklarla ilgilenmesi ve erkeğin eve yemek getirmek için avlanması bir iş bölümünün ve düzen anlayışının olduğunu gösterir.

13 Bilmek ile bilincinde olmak farklı şeylere delalet eder. Bilmek, yalnızca bir şeyin bilgisine sahip olmak demektir. Bilincinde olmak ise bilginin entelektüel süreçten bağımsız olarak bilinç olarak açığa çıkması, yani artık düşünsel süreç olmadan eyleme dönüştürülebilmesidir. Örneğin beş yaşındaki bir çocuk ana dilindeki cümle dizilimine dair bilgi sahibi olmasa da doğru dizilimi kullanabildiği ve bunu dizilim bilgisinden habersiz olarak gerçekleştirdiği görülür. Benzer biçimde düzenin devamlılığını da düzenin bilgisi sağlamaz, düzen bilincinin bir toplumda oturmuş olması sağlar.

14 Türkan Mehmet, “David Hume’da Doğal Hukuk ve Sözleşme Kuramının Eleştirisi” Beytulhikme An International journal of Philosophy (2016) s.186  

 

15 Günümüzde bunun en önemli örneği e-ticaret gösterilebilir.

16 Atilla Yayla, Siyaset Bilimi ( Ankara, Adres yayınları,2016) 79.          

 

 

Kaynakça

Yayla, Atilla. Siyaset Bilimi. Ankara: Adres Yayınları, 2016.

Yayla, Atilla. Liberal Bakışlar. İstanbul: Profil Yayıncılık,2014.

Felsefe Ansiklopedisi – kavram ve akımlar. Orhan Hançerlioğlu. 1.cilt. İstanbul: Remzi Kitabevi Yayınları, 1976.

Felsefe Ansiklopedisi – kavram ve akımlar. Orhan Hançerlioğlu. 4.cilt. İstanbul: Remzi Kitabevi Yayınları, 1978.

Ashford, Nigel. Özgür Toplumun İlkeleri. Çev. , Can Madenci. Ankara: Liberte Yayınları, 2015.

Humboldt, Wilhelm von. Devlet Faaliyetinin Sınırları. Çev. ,Bahattin Seçilmişoğlu. Ankara: Liberte Yayınları, 2013.

Hume, David. İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme, Çev. ,Ergün Baylan, Ankara: Bilgesu yayınları, 2009.

Hobbes, Thomas. Leviathan , Çev. ,Semih Lim, İstanbul: Yapı Kredi, 2008.

Rothbard, Murray Newton, Devletin Anatomisi, Liberal Düşünce dergisi, çev. ,Mustafa Erdoğan, sayı 36, güz 2004.

Locke, John, Hükümet Üzerine İki İnceleme, Çev. ,Fahri Bakırcı, Ankara: Babil Yay., 2004.

Popper, Karl. Açık Toplum ve Düşmanları, Çev. ,Mete Tunçay, İstanbul: Remzi Kitabevi Yayınları, 2000.

Nozick, Robert. Anarşi, Devlet ve Ütopya. Editör , Murat Borovalı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2015.

Türkan Mehmet, “David Hume’da Doğal Hukuk ve Sözleşme Kuramının Eleştirisi” Beytulhikme An International journal of Philosophy (2016) s.186 

Birdal, M . "Locke'un Mülkiyet Teorisi ve Marksist Eleştirisi: Mülkiyet Hakkı ve Bireysel Özgürlükler Üzerinden Locke ve Marx Karşılaştırması". İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mecmuası 57 (2012 ): 39-61



 

 

 

 

 

Liberal Düşünce Topluluğu GMK Bulvarı No: 108 / 17 Maltepe, 06570 Ankara, Türkiye, T: + (+90) 312 2316069 – 231 1185, F: + (+90) 312 2308003, info[at]liberal.org.tr
İşbu sitenin tüm hakları saklıdır.Web sitesi içerisindeki resimler, yazılar kaynak gösterilse dahi, izin alınmadan başka web sitelerine, ticari yayınlara aktarılamaz, kopyalanamaz, internet ve web ortamında ya da başka biçimde alenileştirilemez, basılıp çoğaltılamaz. © 2013
Web Tasarım
Sayfa başı