Liberal
Özgürlük Refah Yaratır

Refah, bireysel ve toplumsal düzeyde sıhhat, keyif, memnuniyet, mutluluk gibi insani durumların iyiye ulaşmasını amaçlayan bir kavramdır. Refahın artışını maddi anlamda sağlayan temel faktörün gelir olduğu dikkate alınırsa, gelirdeki değişim, refahtaki değişimi etkileyecektir. Bu bağlamda geliri artıran ya da azaltan uygulamalar bireysel ve toplumsal refahı da etkileyecektir. Peki insanlar refaha nasıl ulaşabilirler? Kendileri vasıtasıyla mı yoksa yukardan aşağıya, otoriter bir zihniyetin yönlendirmeleriyle mi?

Bence başta refahın olmak üzere toplumda birçok şeyin ana malzemesi “özgürlüktür”. Özgürlük beraberinde mutluluğu, dayanışmayı, refahı getirir. Peki özgürlük nedir? Mill’in de o güzel ifadesiyle “Özgürlük adını hak eden tek özgürlük biçimi, diğer insanları kendi doğrularından yoksun bırakmadan ya da onları gerçekleştirmeye çalışmalarını engellemeden, kendi doğrumuzu kendi bildiğimiz yoldan gerçekleştirmektir”. Birey için neyin iyi neyin kötü olduğunu en iyi birey kendisi bilebilir. En temelde özgürlük, birey ve bireyin mutluluğu, hoşgörü, çoğulculuk, hukukun üstünlüğü, sınırlı devlet, piyasa ekonomisi, kendiliğinden doğan düzen gibi kavramlar ancak ve ancak liberal devlet modelinde birleşmektedir.

Hayek’e göre; devletin asıl görevi bir sosyal düzen oluşturmak değildir. Çünkü sosyal düzen, rasyonel tahakkümcü bir şekilde devlet tarafından değil o toplumda yaşayan insanlar tarafından özgürce, birbirleriyle ilişki içerisinde inşa edilebilir. Toplum, dinamik bir yapıya sahiptir ve sürekli bir değişim halindedir. En tabanda şekillenir. Yukarıdan aşağıya sosyal ve iktisadi hayat başta olmak üzere insan yaşamının birçok alanına nüfuz etmek hiç doğru bir yaklaşım değildir. Böyle bir toplum, özgür değil bir benzetme yapmamız gerekirse esir toplumudur. Dolayısıyla “iktidarın etkin şekilde sınırlanması, sosyal düzenin en önemli meselesidir”(Hayek).

Liberal devlet modelinde devlet, bireyler tarafından bireylerin mutluluğu için bir araya getirilen bir araç konumundadır. Bireyler devlet otoritesinin müdahalede bulunmadığı böyle bir ortamda birbirleriyle barışçıl, hoşgörü, dayanışma içinde birtakım ortak paydalarda buluşup, amaçlarına ulaşmak için çaba gösterirler. Devlet bu alana müdahale ettiği an başta bireysel daha sonra da toplumsal özgürlükler büyük zarar görecektir.

Piyasayı, bireyler tarafından isteklerinin gerçekleştirildiği sosyal bir kurum olarak tanımlayabiliriz. Piyasa ekonomisinden bahsedebilmek için özgürlük en temel şarttır. İnsanlar herhangi bir devletçi zihniyetin vesayetine bağlı kalmadan birlik beraberlik içinde özgürce kendi isteklerini gerçekleştirebilir. Smith’e göre;” Her bireyin kendi koşullarını iyileştirmeye yönelik doğal çabaları, dışarıdan yapılacak herhangi bir yardımdan çok daha yararlıdır ve toplumda servet ve refahın artması için yeterlidir”. Bu bağlamda insanların özgür bir şekilde kendi çabalarını artırmaya çalışmaları hem kendi hem de toplumsal refahı sağlayıcı tek ölçüttür. Hayek, “Hükümetin görevi, bireylerin ve grupların başarılı olarak karşılıklı amaçlarını gerçekleştirebildiği bir çatı yaratmak ve bazen şu ya da bu şekilde piyasanın arz edemediği hizmetleri sunmak için gelir temini maksadıyla zorlayıcı gücünü kullanmaktır” sözüyle devletin, piyasa ekonomisine müdahale etmemesini ve kendine tanınan sınırlı yetkilerini kullanmasını belirtmiştir. Çünkü “hükümet tarafsız bir aygıt değildir, daha ziyade hem kendine özgü çıkarları bulunan hem de birbiriyle yarışan çıkarların örgütlü ve sistemli baskılarının daimi muhatabı olan bir kuruluştur”. Başarılı bir piyasa ekonomisinden bahsedebilmek için o toplumda “hukukun üstünlüğü” ilkesinin çok iyi uygulanabiliyor olması gerekir. Çünkü ancak böyle bir ortamda piyasa ekonomisi başarılı bir şekilde işleyiş sağlayabilecektir.

Piyasa ekonomisi, birçok eleştirilere de maruz kalmıştır. Bunlardan bazıları; piyasa ekonomisinin zengini daha zengin fakiri daha fakir yapması, adaletsizlik ve eşitsizliği beraberinde getirmesi, insanları ahlaksızlığa teşvik ettiği yönündedir. Tüm bu iddiaların hiçbir haklı yanı olmamakla birlikte tarihte bunların hep tersine şahit olunmuştur. Piyasa ekonomisinin temelinde zaten ahlaki değerler ve eşitlik vardır. Bireyler bu değerlere bağlı olarak bir araya gelerek üretim ve tüketim sürecine girerler. Devletin rolü; iktisadi ve sosyal özgürlüğü korumaktır, kısıtlamak değil.

Piyasa ekonomisinde tüketicinin istekleri ön plandadır. Kaynaklar bu doğrultuda tahsis edilir. Piyasa tüketiciye çok çeşitli mal ve hizmet arzında bulunur. ”Kaynakların etkin dağılımı ve verimli kullanımı piyasa ekonomisini en fazla zenginlik ve en yaygın refah üreten ekonomik sistem haline getirmektedir”.

Altını çizmek istediğim diğer bir nokta da; piyasa ekonomisi sayesinde tüm toplumların yoksulluktan kurtulup zenginleşeceğini söylemenin mümkün olmadığı. Sadece piyasa ekonomisi için değil hiçbir ekonomi modelinde böyle bir şeyden bahsetmek mümkün değildir. Toplumda zenginler olduğu kadar yoksul insanlarda olacaktır elbet. Önemli olan yoksul kesimin refah seviyesini biraz daha artırıp toplumdaki yoksulluk oranını azaltmayı başarabilmektir. Bu yüzden tarihinde şahit olduğu birçok örnek gösteriyor ki piyasa ekonomisi alternatifleri arasında en iyisidir. Ekonomik özgürlük ve serbest ticaret nadiren tam anlamıyla tesis edilse de son 30 yıl içerisinde, belki 2 milyar insanın mut­lak yoksulluk düzeyinin dışına çıkabilmesine olanak tanımış­tır. Bu, bir zamanlar Rusya’da, Çin’de ve bazı Güneydoğu Asya ülkelerinde bulunan güçlü ve merkezi devletlerin yarım asır boyunca uğraşmasına rağmen asla elde edemediği bir şeydir. Yine de duvarların yıkılması ve serbest ticaretin önündeki en­gellerin kalkmasıyla birlikte her geçen gün daha çok ülke kü­resel ticaret ağına katılmış ve zenginlik yayılabilmiştir. Özel­likle de serbest bir uluslararası ticaret anlayışını benimsemiş en yoksul ülkelerin en yoksul insanlarına doğru yayılmıştır. Bu gezegende özgürlükten daha bereketli ve verimli bir ilke olabilir mi?”

Devlet bireylere “acıma” güdüsüyle birtakım yardımlar yaparak refahı sağlayamaz. Böyle bir durum dünyanın hiçbir yerinde duyulmamış görülmemiştir. Sosyal devlet algısında; devleti bir doktora benzetirsek toplumda refah hastalığı vardır ve doktor bir ilaç vererek bir anda her şeyin iyi olacağı ve toplumun bir anda iyileşip refaha erişileceği düşünülmüştür. Size de bu fazla ütopik gelmiyor mu? Refah iktisadi kalkınmayla mümkündür. Bunun da yolu piyasa ekonomisinden, özgürlükten geçmektedir. “Ampirik bir gerçek olarak, insanların çoğunu yoksulluktan kurtaran, yapılan ödemeler değil iktisadi büyümedir. Neredeyse bütün vatandaşların yoksul olduğu 1950 yılının Hong Kong şehir devletini düşünelim.1990’da Hong Kong, Çin’den periyodik olarak yoksul göçmen akınlarını çekmesine rağmen, diğer gelişmiş ülkelere benzer oranda kişi başı gelire sahipti. Burada yoksulluğun ortadan kaldırılması neredeyse tamamen iktisadi büyümeden kaynaklanıyordu”.

Bugün dünya geneline baktığımızda; refah seviyeleri en yüksek toplumların, devlet müdahalesinin en az seviyede olduğu, serbest piyasa ekonomisinin en yaygın olduğu liberal ekonomik politikaların üretildiği toplumlar olduğunu görürüz. Refah seviyesi düşük toplumlar ise maalesef devletin ekonomiye aktif bir şekilde müdahalelerde bulunduğu devletçi zihniyetin ağır bir şekilde hissedildiği toplumlardır. Bir örnek vermek gerekirse, “Dünyanın en az özgür olan ülkelerinden biri olan Tacikistan’da günlük ortalama kazanç hâlâ 7 doların biraz üzerindedir. Fakat dünyanın en özgür ülkelerinden biri olan Amerika’da günlük ortalama kazanç artık 100 doların üzerin­dedir. Özgürlüğün faydaları sayesinde bugünkü Amerikalılar, Taciklerden 14 kat daha zengin, 1800’lü yıllardaki kendi atala­rından ise 20 ila 100 kat arası daha zenginlerdir. The Economic Freedom of the World Report’a göre dünyanın en özgür ülkeleri arasında bulunan İsviçre, Avustralya, Kanada ve İngiltere’de bugün ortalama günlük kazanç 90 doların üzerindedir. Öz­gürlük ve refah birlikte yol alırlar”.

Devletin sosyal ve iktisadi hayata müdahale etmesi hem maddi hem de manevi zararlara sebep olur. En temelde fikir ve ifade özgürlüğümüz bizi biz yapmaktadır. Devlet müdahalesinin olduğu toplumlarda insanlar fikir ve ifade özgürlüklerini kolayca dile getiremezler. Çünkü devletin hoşnut olmadığı şekilde davrandıklarında, devlet gücünü kullanarak bireylere birtakım yaptırımlar uygulayacaktır. İnsan olmanın verdiği en temel haklarımızın sınırlanabildiği bir ortamda sizce refahtan bahsedilebilir mi? Bence bahsedemeyiz. Bireylerin manevi anlamda kısıtlanmaları üretim ilişkilerinde de kendini gösterecek ve sosyal refahın azalmasına neden olacaktır.

Ülkemizde sosyal devlet algısına baktığımızda; devlet bir baba rolü üstlenmekte, fertlerine yaşamlarını sürdürebilecek asgari yardımlar yapmaktadır. Bence bu tarz yardımların yapılmasından ziyade insanlar üretim sürecinin bir parçası haline getirilmedir. Yayla’nın da belirttiği gibi “piyasa ekonomisi paternalist ve vesayetçi ilişkileri asgariye indirerek insan onurunu kuvvetlendirir. İnsani hasletleri geliştirir. Toplumsal dokuyu takviye eder”. Bu bağlamda görülüyor ki sosyal devlet sosyal refahı sağlayamaz. Mises’in de belirttiği gibi “hükümetler insanları daha zengin yapamaz ama daha fakir yapabilirler”. Devletin ekonomik hayata müdahale etmesinin maddi olduğu kadar manevi boyutları da vardır. “Ekonomik ilişkilerimizi yürütürken kontrol edilmemiz… her şeyde kontrol edilmemiz demektir”(Hayek). Bir süre sonra devlet oy oranlarını artırmak amacıyla birtakım hizmetler yaparak yoksul kesimin ilgisini çekerek oy oranlarını artırmayı amaçlayabilir ki amaçlıyor da. Fazla uzakta aramamıza gerek yok, kendi ülkemizde seçim dönemleri ve öncesini karşılaştırdığımızda, seçim dönemleri kamusal hizmetlerin arttığını söylemek mümkündür. Sonuç olarak, hepimizin daha özgür, barışçıl, refah seviyesi yüksek toplumlarda yaşamaya ihtiyacımız var. Bizlerde bu yüzden daha özgür ve refah içinde yaşamak için Eamonn Buttler’in o güzel sözünü referans almalıyız. ” Özgürlük Refah Yaratır”…

Deniz Çevik 

Karabük Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Öğrencisi

 

Kaynakça

Ashford, Nigel (2015), “Özgür Toplumun İlkeleri”, Liberte.

Butler, Eamonn (2001), “Hayek”, Liberte

Butler, Eamonn (2016), “Özgür Toplumun Temelleri”, Liberte.

Cowen, Tyler “Refah Devleti Yoksullara fayda Sağlar mı?”, Piyasa, 2005, sayı: 13.

Tayyar, Çetin, Tayyar, Birol “Liberal İktisadi Düşüncede Devlet”, C.Ü. İktisadi ve idari bilimler dergisi, 2013 sayı:1.

Topal, Mehmet Hanefi (2011), “Refah Devletine Yönelik Tutumlar ve Vergi Adaleti Algısı: Türkiye Üzerine Bir Araştırma”.

Yayla, Atilla (2001), “Devletçi Zihniyet ve Piyasa Ekonomisi”, Liberte.

Yayla, Atilla (2013), “Piyasa Medeniyeti”, Liberte.

Yayla, Atilla (1998), “Siyaset Teorisine Giriş”, Siyasal Kitapevi.

Yayla, Atilla “Piyasa Ekonomisi: Efsaneler ve Gerçekler”, Piyasa, 2005, sayı: 15-16.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Liberal Düşünce Topluluğu GMK Bulvarı No: 108 / 17 Maltepe, 06570 Ankara, Türkiye, T: + (+90) 312 2316069 – 231 1185, F: + (+90) 312 2308003, info[at]liberal.org.tr
İşbu sitenin tüm hakları saklıdır.Web sitesi içerisindeki resimler, yazılar kaynak gösterilse dahi, izin alınmadan başka web sitelerine, ticari yayınlara aktarılamaz, kopyalanamaz, internet ve web ortamında ya da başka biçimde alenileştirilemez, basılıp çoğaltılamaz. © 2013
Web Tasarım
Sayfa başı